Faydalı Bağlantılar
Bize Ulaşın
- Mahmutbey Mahallesi
- Dilmenler Cd, No: 2
- Bağcılar, 34218
- İstanbul, Türkiye
- 0 212 702 22 10
- 0 212 702 00 03
- [email protected]
Her Hakkı Saklıdır. © 2019 ekoloji.com


Dünyanın yaklaşık 4,6 milyar yıldır süregelen jeolojik tarihi boyunca birçok kez değişikliğe uğrayan iklim özellikleri coğrafik oluşumların ve ekolojik sistemlerin üzerinde kalıcı etkiler oluşturmuştur. Klimatolojik ve jeomorfolojik etkileri en iyi bilinen, 4. Zamandaki (Kuvaterner) buzul ve buzul arası dönemde gerçekleşen doğal iklim değişiklikleri yaklaşık 2 milyon yıl sürmüştür. Bu durum doğal şartlar altında gerçekleşmiştir.
Ancak 19. yüzyıldan itibaren insan faaliyetlerini iklim üzerinde etkisi oldukça büyümüştür. Fosil kaynaklı enerjilerin kullanımı, endüstriyel üretimler, artan ve bilinçsizce gerçekleştirilen arazi kullanımları, orman tahribatları vb. birçok insan faaliyetleri sonucu sera gazı salınım miktarları artış göstermiştir. Otopürifikasyon kapasitesinin aşılması sonucu Doğal çevrimlerin yetersiz kalması birikime neden olmaktadır. Kuvvet kazanan sera gazı etkisini özellikle dünyanın enerji dengesi üzerinde göstermektedir. İlave pozitif ışınımsal zorlamaya neden olmakta ve iklim özelliklerini değiştirmekte, sıcaklık artışına neden olmaktadır.
İklim değişikliği, tüm alan ve zaman ölçekleri kapsamında ortalama iklim değerleri ve standart sapmalarında gözlemlenen istatistiksel değişimlerdir. Değişim, iç ve dış etmenlere bağlı olarak gerçekleşmektedir. Dış faktörler yerkabuğu hareketleri, güneş faaliyetleri ve ilişkilerini, iç faktörler insan kaynaklı (antropojen) faaliyetlerini kapsamaktadır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde iklim değişikliği tanımına ek olarak direkt veya dolaylı olarak atmosfer bileşiminin bozulmasına yol açan antropojen etkiler neticesinde iklimde meydana gelen değişimler tanımını yapmaktadır.
Günümüzde gerçekleşen iklim değişikliği küresel ısınma kapsamında incelenmektedir. Küresel ısınma hidrolik çevrimlerin değişmesine, buz ve buzulların erimesine, deniz seviyelerinin, kuraklığın ve sıcak hava dalgalarının sıklık/şiddet bakımından artmasına, ekstrem yağış ve taşkınların gözlenmesine, ekolojik sistemlerin ve sosyokültürel-ekonomik sektörlerin negatif etkilenmesine neden olmaktadır.
Atmosfer bulunan doğal sera gazları sera etkisinin kuvvetlenmesine neden olmaktadır. Sanayi süreçleri, tarımsal faaliyetler, ormansızlaşma, fosil enerji kaynaklarının kullanımı gibi etkinlikler sera gazlarının taşıma kapasitesini aşarak atmosferde birikmesi nedeni ile alt ve orta troposfer gibi alt katmanlarda saptanan sıcaklık artışı küresel ısınmanın önemli nedenlerindendir. Ayrıca fosil enerji kaynaklarının kullanımı sonucunda troposferde biriken aerosoller konsantrasyonlarının değişimi halinde bulut tutarlarını ve yansıtma özelliklerini değiştirmektedir. İklim soğutulması eğiliminde negatif ışınımsal zorlama oluşturmaktadır. Buna ek olarak volkanik kül partikülleri de güneşten edinilen kısa dalgalı ışınımın belirli bir miktarını geri yansıtarak troposfer ve yeryüzünün soğuması neden olmaktadır.
1980 yılından itibaren oldukça belirginleşen küresel ortalama yüzey sıcaklığı günümüze değin 0,7 derece artış göstermiştir. 0,58 derecelik anomali ile en sıcak yıl 1998 olmuştur. 2005 yılı verilerinde elde edilen sonuç 0,485 derecelik anomali tüm yerkürede, 0,648 derecelik anomali kuzey yarım kürede etkili olmuştur. Her on yılda bir günlük minimum sıcaklık ortalamalarında 0,2 derecelik artış gerçekleşmektedir. 100 yıllık küresel ortalama yüzey sıcaklığı doğrusal eğilimi 0,74 derecelik anomaliye sahiptir.
Bu durum 100 yıllık dönemin iki katı sıcaklığa 50 yıl içinde ulaşıldığını göstermektedir. Son 40 yıllık dönemde atmosferin alt ve orta troposfer katmanlarında 1300 yıl önceki ısınmaya oranla oldukça yüksektir. Bu durum kara ve okyanusların üzerinde etkili olduğu kadar alt troposferde de etki göstermektedir. Bu durum sıcak havanın su buharı tutma kapasitesi artış göstermektedir. 1960 yıllarından günümüze dek yapılan araştırmalar okyanusların ortalama sıcaklığının minimum 3000 metre derinliğe dek artış gösterdiğini ve iklimin ısı enerjisinin yüzde 80 oranında absorpladığını gözler önüne sermektedir. Bu ısınma su genleşmesine neden olarak deniz seviyelerinin yükselmesine neden olmaktadır.
Ayrıca dağ buzulları be ortalama kar örtülerinde gözlenen azalma 3. TAR raporunda yer almaktadır. Raporda Grönland ve Antarktika buz kalkanlarındaki kaybın deniz seviyesinde gözlenen artışa katkı sağladığı, yüzen buzul dili, buz şelfleri ve kütle kaybının incelendiği belirtilmektedir. Kutup ve orta enlemlerin kar örtüsü ve dağ/deniz buzullarının alansal ve hacimsel olarak azalması hızla devam etmektedir. Deniz seviyesi ve gel git ölçümleri sonucunda yükselmenin 20. Yüzyıl içerisinde 0,12-0,22 m yükseldiği kanıtlanmaktadır. 1961-2003 yılları aralığını kapsayan dönem oranları 1,3-2,3 mm/yıl iken 1993-2003 yıllarını kapsayan aralığın dönem oranları 2,4-3,8 mm/yıl olarak belirlenmektedir.
Öngörülen iklim değişikliklerini ve bu değişikliklerin, sosyo-ekonomik sektörler, doğal eko-sistemler ve insan sağlığı üzerindeki olası olumsuz etkilerini en aza indirmenin en önemli yolu, insan kaynaklı sera gazı salınımlarını azaltmak ve yutakları çoğaltmaktır. Sera gazı salınımlarını azaltmaya ya da denetlemeye yönelik politikalar ve önlemler ise, sera gazı salınımlarını azaltmak amacıyla uygulanmakta ve/ya da yakın bir gelecekte uygulanması olası olan bilimsel ve teknik/teknolojik yaklaşımlar ve önlemler ile makro politika araçlarını içermektedir.
Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda temel alınan tüm projeksiyonlar ve salım senaryoları neticesinde atmosferdeki karbondioksit birikimi, yüzey sıcaklıkları ve deniz seviyesi 21. yüzyıl boyunca yükseleceği; kara ve deniz buz/buzullarının hacimsel ve alan bakımından kütle kaybına uğrayacağı öngörülmektedir.
Sıcaklık: 100 yılı küresel ortalama yüzey sıcaklıkları CO2 birikimlerinin iki katına çıkması halinde yaklaşık 3 derece artacaktır. Birçok SRES salım öngörüsüne göre 10 yılda bir 0,2 derece ısınma olacaktır.
Yağış: Yağış seviyelerinin, kış mevsiminde Antarktika, tropikal Afrika, orta ve yüksek kuzey enlemlerde, yaz mevsiminde güney ve doğu Asya’da artacağı öngörülmektedir. Bu durum alçak enlemlerde bölgesel artma veya bölgesel azalma yönündedir. Yağışlarda meydana gelen artış karasal alanlarda su buharı artışına neden olarak zemin ve akışlarda azalmaya neden olacaktır. Yarı kurak ve kurak alanların genişliği artarak yağışlarda enlemsel ve mevsimsel kaymalara neden olacağı öngörüler arasındadır.
Kar ve Buz: Kuzey yarımküredeki kar örtüsü dağılımının azalma göstermesi beklenmektedir. Deniz buzu, buz kalkanı, buz şapkası, buzul gibi oluşumların termal genleşmeleri sonucu kütle kayıpları meydana gelmeye devam edecektir. Ancak Grönland buz kalkanının akışlardaki artışın yağıştan fazla olması sonucu kütle kaybedeceği, Antarktika buz kalkanın yağışın akışlardaki artıştan fazla olması nedeniyle kütle kazanacağı beklenmektedir. Batı Antarktika buz kalkanı ise deniz seviyesinin altında kaldığı için kararlılığını yitirmesi öngörüler arasındadır.
Deniz Seviyesi: TAR tarafından temel öngörü 1990-2100 yılları arasında ortalama deniz seviyesinin 0,09-0,88 metre yükseleceği yönündedir.