Faydalı Bağlantılar
Bize Ulaşın
- Mahmutbey Mahallesi
- Dilmenler Cd, No: 2
- Bağcılar, 34218
- İstanbul, Türkiye
- 0 212 702 22 10
- 0 212 702 00 03
- [email protected]
Her Hakkı Saklıdır. © 2019 ekoloji.com


Ahlak; kavramsal olarak huy, davranış ve kişinin yaptığı hareketler bütünüdür. Toplumdaki bireylerin davranışlarını da düzenleyen yasalara biz “ahlaki yasalar” deriz. Anlıyoruz ki; ahlak, her dönemde herkesçe benimsenmesi gereken, hayata yön veren ve şekillendiren kurallar bütünüdür.
Kişilerin bir arada aynı ortamda, topluluklar halinde düzen için de yaşamasını kolaylaştıran bu ahlak kavramında bireylerinde yaşadıkları doğal ortama karşı sorumlulukları vardır.
“İnsanın insana duyduğu ihtiyaç” kadar, insanın yaşamını sürdürebilirliği için doğaya duyduğu ihtiyaçta yadsınamaz. Bu ihtiyaç doğrultusunda sadece keyfi kararlarına göre bir düzen oluşturup doğaya egemen olmaya çalışan insan, doğadaki canlı yaşamını da tehlikeye atacaktır.
İnsanın doğa ile olan ilişkilerini ahlaki bir çerçeveye koyulması gerektiğini söyleyen kişilerden biri Schweitzer bir diğeri de Aldo Leopold’dur. Ahlak kavramını insanlar arasında olan bir döngü olarak gören Leopold, sonrasında bu kavramı hava, toprak ve su ile de ilişkilendirmiştir.
İşte çevre ahlakı (çevresel etik) dediğimiz kavramda “ her bireyin içinde düzen içinde yaşayabileceği bir düzen oluşturması ve bunu yaparken de bilinçli bir vicdan ile yaklaşması için ortaya çıkmıştır.
Dönemindeki toplumlar için yeni bir kavram olan Çevre Etiği ahlak felsefesinin alt dalı olarak ele alınmaya başlanmıştır.
İnsanın çevreye olan hakkını savunan ve eskiden insan temelli bakılan anlayışın oluşumuna bakacak olursak; Çevre Hakkı ilk olarak 1972 yılında Stockholm Konferansında gündeme getirilmiştir. İnsan hakları evrensel beyannamesi bildirisinde de bu hakka yer verilmiştir. 1982’de pek çok ülkenin anayasasında yer almıştır. 1992 de Rio Konferansıyla beraber bu hakların kapsadığı alan genişletilmiştir.
İnsanlara tanınan bu çevre hakkının tek boyutlu olarak vicdana hükmetmediği için doğanın kazanımı itibariyle düşünüldüğünde yetersiz kalmış ve ortada ahlaki bir seçim yapma sorunu vardır denilerek “Çevre Ahlakı” kavramı ortaya çıkmıştır.
Çevre ahlakı kavramıyla beraber dünya çapında yaşanan çevre sorunlarına ve giderilmesine yönelik bir ışık olmuştur. Dünya çapında yaşanan bu çevre sorunlarına insanların duyarsız kalmamaları, önceden de felsefede var olan tıp ahlakı, iş ahlakı gibi kuramların varlığı da bu kavrama felsefi yaklaşılmasında etkili olmuştur. Bu kuramların yanında felsefenin alt kuramı haline gelmiştir.
1980’li yıllarda tüm dünyada giderek artan ve önlem alınmazsa daha da büyüyeceği, ekosistemin dengesinin bozulacağının fark edilmesiyle çözüm üretilmeye başlanmıştır. İnsan merkezli ve insanın tabiattan çıkarını merkez alan anlayış yerine Çevre merkezli, insanı doğanın bir sakini/komşusu olarak gören anlayış dikkate alınmaya başlanmıştır.
Dünya çapında uluslararası boyutta gündeme gelen bu konuda Batı Üniversitelerinde Çevre felsefesi ve Çevre ahlakı dersleri ve bunun üzerine akademik çalışmalar yapılmıştır.
Çevreyle ilgili sorunları felsefe düzleminde ele alan İngilizce yayım yapan “Environmental Ethics” dergisi 1979 yılından veri faaliyet göstermektedir.
Bu çalışmalara ve gelişmelere duyarsız kalmayan Amerika Orion Üniversitesi’de “Environmental Philisophy” adlı dergiyi yayımlamış ve yıllardır faaliyettedir.
Batı dünyasında yapılan bir başka çalışmada; Birleşmiş Milletlerin bu konuya dikkat çekmek için hazırlattığı “Ortak Geleceğimiz” isimli kitap ile beraber de görüyoruz ki Batı dünyası çevre bilinci konusunda pek çok adımda bulunmuştur.
Bizim üniversitelerimizin Çevre mühendisliği, Peyjaz mimarlığı gibi bölümlerinde lisans ve lisansüstü baz da Çevre Felsefesi, Çevre Ahlakı ve Çevre Eğitimi gibi dersler yer almaktadır.
İnsan merkezli davranışların benimsendiği, doğanın göz ardı edildiği anlayışlar yerine; doğa ile olan ilişkilerimizi de güçlendirip, sağlamlaştıran çevre ahlakı anlayışı insanın; çevresindeki hayvanlara ve çeşitli canlı yaşamına da belli bir statü tanımlamış ve gelecek nesillere de sağlıklı bir zemin hazırlanmıştır
Felsefe temelde varlık, bilgi, değer olmak üzere 3 kavram üzerine kurulmuştur. Değerler felsefesi, doğru ile yanlış davranışların birbirlerinden ayrılması için ahlak kavramının doğasını anlamlandırmayı hedeflemektedir. Toplumsal değerlere dayanan Ahlak felsefesi çoğu zaman “etik” kavramı ile karıştırılmaktadır.
Oysa etik, Yunanca ethos kelimesinden türemiştir. Ethos kelimesi töre anlamına gelmektedir. Değerler felsefesinin bir dalıdır ve temeli evrensel insani değerlere dayanmaktadır. Ekolojik etik bu bağlamda insan-çevre ilişkisinde etiklerin rolünü incelemektedir. Tüm varlıklar toplumun birer parçasıdır ve yaşamın fonksiyonel ögeleri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ekolojik etiğe göre her birey diğer varlıklara olan davranışlarında manevi ve ahlaki değerleri göz önünde bulundurmalıdır .
Ekolojik etikte, sorumluluğun kim/ne için duyulması gerektiği, insan merkezli (homosantrizm, antroposantrizm) ve insan merkezli olmayan yaklaşım (patosentrizm, biyosentrizm, ekosentrizm, holizm) olarak iki farklı başlıkta incelenmektedir.
İnsan Refahı Ekoloji hareketi insan merkezli yaklaşımdır ve etiğin sadece insana duyulan sorumluluktan ileri geldiğini savunmaktadır. Çevre; insan haricinde kalan tüm varlıkları ve yerleşim alanlarını ifade etmektedir.
Alternatif yaklaşım Derin Ekoloji hareketi ise insan merkezli olmayan yaklaşımdır. Toplum ekonomisi ve ideolojisinden ziyade ekolojik türlerin ve yaşamın önemli olduğunu ileri sürmektedir. Biyosferik eşitlikte bütüncül ve ilişkisel yaşamdaki tüm varlıklar, insan ile eşit önem taşımaktadır. Öz-değer (yaşama ve kendini gerçekleştirme) tüm türlerin hakkıdır. İnsan hiçbir canlı varlığın yaşam hakkını elinden almamalıdır. “Yaşam için mücadele ve güçlü varlığı yerine ortak yaşam / ortak varoluş benimsenmelidir” fikrini savunmaktadır.
Ortak hedefleri, insan çevresini daha hoş, temiz ve güvenli hale getirmektir. Bu nedenle zehirli kimyasal / atıkları, pestisit kullanımını, sağlıksız yaşam alanlarını, nükleer santralleri, su – toprak - hava kirliliğini, betonlaşmayı dolayısı ile küresel ısınmayı protesto etmektedir. Biyolojik tarım, yenilenebilir enerji kaynakları, geri dönüşüm, alternatif tıp, toplu taşıma ve zararsız teknoloji kullanımını desteklemektedir.
Ülkemizde ekolojik etik, 6360 Sayılı Kanun ile irdelenmektedir. Kanunun genel göstergelerini; geleneksel yaşam ve kültürel değerler, enerji, biyoçeşitlilik, iklim değişikliği, tarım, dışa bağımlılık, ekonomi, katı atık yönetimi, su yönetimi ve arazi kullanımı oluşturmaktadır. Kanun kapsamında yer alan ekolojik etik prensipleri aşağıda listelenmektedir.
- Çevre koruma ve kalkınma faaliyetlerinin belirli bir dengeye getirilmesi hususunda temel teşkil etmektedir.
- Sürdürülebilir kullanımı sağlayarak doğal kaynakların ve gelecek nesillerin haklarını koruma altına almaktadır.
- İlkelerin tümü adalet ve eşitliğe dayanmaktadır.
- İnsanın insan, toplum ve doğa olan ilişkini düzenlemektedir. Ayrıca ekoloji tahakkümsüzlük ilkesini benimsemektedir. İnsan evrenin bir parçasıdır ve bu duruma evrene müdahale etmeden devam etmelidir.
Kentleşme oranlarının yükselmesi ve alt yapılarının tamamlanmamış olması, hızla artan nüfus, küresel konjonktürün neden olduğu metropolleşme ve orada yaşamaya henüz hazır olmayan nüfusun yarattığı problemler önlenemez sınırına yaklaşmaktadır. Günümüzde git gide zorlaşan yaşam koşulları baz alındığında ilkelerin önemi ve uzun vadede olumlu getiri sağlayacakları anlaşılmaktadır.
Ekoloji yasaları bu hususta oldukça önemlidir. Bu yasalar yapılacak tüm çalışmalara temel teşkil etmektedir.
- Ekosferin her unsuru birçok farklı unsura bağlıdır.
- Ekosferin dengesi sağlanmaktadır.
- Ekosistem kendi ve içerdiği tüm unsurlar ile uyumlu ve tutarlıdır.
- Ekolojik dengenin bozulması veya uygunsuz bir unsurun döngüye girmesi negatif etkilere yol açmaktadır.
Etik unsurlarının gösterdiği gelişime bağlı olarak 1972 yılı Stockholm Konferansı’nda gündem Çevre Hakkı olmuştur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde dayanışma haklarında yer almaktadır. İnsanların dengeli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olarak tanımlanmaktadır. Bu haklar aşağıda özetlenmiştir.
- Bilgi Edinme Hakkı: Çevreye olumsuz etki yaratan veya yaratması muhtemel nitelikte plan, program, proje ve faaliyetler kamuoyuna duyurulmalıdır.
- Başvuru Hakkı: Zararı önlemek, durdurmak, gidermek amacı ile şikayette bulunma olanağı verilmeli ve acil durumlara ilişkin usulleri kapsayan idari/yargısal başvuru yolları tanınmalıdır. Çevresel değerlerin korunmasına dair yükümlülükleri yerine getirmeyenler ve çevreye zarar verenlere cezai, hukuki ve idari yaptırımlar uygulanmalıdır.
- Katılım Hakkı: Hakkın gerçekleştirilmesinde en önemli araçtır. Tarafsız bilgi edinme haricinde birey ve toplum geleceğini olumlu/olumsuz etkileyecek idari faaliyetlere katılım hakkını kapsamaktadır.
- Eğitim Hakkı: Her yaş ve kesimden olan bireylerin tümü çevre hakkında eğitim alma hakkına sahiptir.