Faydalı Bağlantılar
Bize Ulaşın
- Mahmutbey Mahallesi
- Dilmenler Cd, No: 2
- Bağcılar, 34218
- İstanbul, Türkiye
- 0 212 702 22 10
- 0 212 702 00 03
- [email protected]
Her Hakkı Saklıdır. © 2019 ekoloji.com


Lamarck tarafından “canlı yüzey” olarak yapılan biyosfer tanımı bilim dünyasınca benimsenmektedir. Gezenimizin ince örtüsü olan katman litosferin üst kısmını, kriyosferi, hidrosferi ve atmosferin en alt kısmını içermektedir. Dış kabuğun su, kayaç, toprak ve hava barındıran, canlı yaşamına olanak sağlayan, üzerinde çevrimlerin ve biyotik gelişimlerin yaşandığı bölümüdür.
Jeofiziksel anlamda yaşayan organizmaların birbirleri ve çevre ile olan ilişkileri, diğer katmanlar ile etkileşimlerini inceleyen evrensel ekolojik mekanizmadır.
Biyosfer komünite ve ekosistemleri kapsamaktadır. Sınırları belirli alan içerisinde yaşayan popülasyonlar komünite oluşturmaktadır. Popülasyonların çevre birlikteliğinin sonucunda ekosistemler meydana gelmektedir. Canlı varlığın yaklaşık 4 milyar yıldır süregeldiği tabakanın 3,5 milyar yıl önce oluştuğu varsayılmaktadır.
Atmosfer tabakasında 10000 m yüksekliğe ulaşan biyosferde bu seviyeden sonra mantar ve bakteri sporlarının varlığına rastlanmamaktadır. Kara ekosistemlerinde yaşamını sürdüren hayvanlar için 6500-6800 m, yeşil bitkiler için 6200 m ve deniz canlıları için 5000 m yeterli olduğu saptanmaktadır. Böylece sınırları 16-20 km kalınlığa sahip olmaktadır. 8-10 km deniz ve okyanus derinliğine, 8-10 km deniz seviyesinden atmosfere doğru uzanmaktadır. Canlı yaşamı biyosferin karakteri ve üretkenlik özelliklerini etkilemektedir. Açık termodinamik bir sistemdir. En belirgin özelliği bitki ve hayvanlardaki yüksek tür çeşitliliğidir. Ayrıca düzensiz yapı özelliği mevcuttur. Fiziki ortamlarda unsurlar eşitsiz dağılım göstermektedir. Ancak biyosfer içindeki yerleşimleri karmaşa şekli göstermemektedir.
Arthur Tansiy’e göre ekosistemler düzen içerisindedir. Bu ortamlarda yaşayan canlılar biyosenöz olarak adlandırılmaktadır. Yaşanılan alan ise biyotop adını almaktadır. Bu unsurların tamamı hayat üzerinde büyük etkiye sahiptir. Ancak güneş enerjisi canlılığın en büyük kaynağıdır. Enerji, sıcaklık ve iklim koşullarının sağlanmasının yanı sıra bitkilerin büyüme ve üremelerinde ilk şarttır. Klorofil adı verilen madde bitki türlerinin çoğunda mevcut olup güneş enerjisinin kullanılmasına yardımcıdır. Hayvan ve insanların doğadaki kaynakları besin materyaline dönüştürmeleri mümkün olmadığından bu kaynak bitkiler tarafından oluşturulmaktadır.
Ayrıca besin teşkil eden organik madde dağılışında biyosferin düzensizliğinin ne denli muntazam bir düzen oluşturduğu anlaşılmaktadır. Rüzgara kapılan polen zerreciklerinin binlerce metre yüksekliğe çıkarak küçük böceklere, bu böceklerin habitatı Everest olan örümceklere besin sağladığı kanıtlanmıştır.
Vernadsky tarafından dünyanın dış örtüsü ve yaşamın kapsamı olarak nitelendirilmektedir. Yaşam kavramının; organik ve mineral maddeleri kapsayan biyojenerik madde, canlı organizmaların inorganik özellikte olmasını sağlayan biyolojik madde ile açıklığa kavuşturulabileceğini belirtmektedir.
Tüm yaşamsal faaliyetlerin ve meydana getirdikleri ürünlerin bölgesi olan biyosfer ekosistemleri korumakta önemli bir role sahiptir. Biyosferde gerçekleşen değişimlerin tümü iklim değişiklikler ile sonuçlanmaktadır.
Milyonlarca yıldır süregelen bitki ve hayvanların kalıntılarını depolayarak doğal gaz, petrol, taş kömür vb. doğal kaynakların oluşumda rol almaktadır. Su kaynaklarının depolanmasında görev almıştır. Protoplazmanın önemli bir kısmını su teşkil etmektedir. Bitki ve hayvan besinlerinde eritgendir. Su buharı ise güneş enerjisinden kaynaklanan sıcaklığın gezegende kalması sağlamaktadır. Atmosferdeki oksijen ve karbonik asitler canlılığı sağlayan önemli etkenlerdir. Barındırdığı tüm bu özellikler biyosferin önemini gözler önüne sermektedir.
Günümüzde biyosfere, doğa korumada evrensel aktör olan UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu) sahip çıkmaktadır. İnsan ve doğa arasında sürdürülebilir ilişkilerin (sosyal, kültürel, ekolojik, ekonomik) kurulduğu, karasal/kıyı ekosistemlerini içeren bölgeler UNESCO MAB (İnsan ve Biyosfer) programı kapsamında Biyosfer Rezervi koruma altına alınmaktadır. Biyosfer rezervleri; biyoçeşitlilik bakımında yüksek öneme ve kalkınma faaliyetlerini gerçekleştirme mevcudiyeti olan yönetim mekanizmasına sahip, yasal olarak korunan alan, tampon ve geçiş bölgesini kapsayacak büyüklükte olan alanlardır. Dünyada 120 ülkede toplamda 669 biyosfer rezervi mevcuttur. Ülkemiz bir biyosfer rezervine sahiptir. 2005 yılında Artvin’in Borçka ilçesi sınırlarında yer alan Camili (Macahel) Havzası UNESCO tarafından biyosfer rezervi ilan edilmiştir.
Ayrıca Tuscon-Arizona’da yer alan Sonoran Çölü’nde kurulan Biyosfer 2 dünyanın en büyük ekoloji projesi olarak bilinmektedir.